Kutadgu Bütün çalışmalar TR EN
Yazı Open Access CC BY 4.0

Yapay Zekâ ve Otonom Sistemler Çağında Yükseköğretimin Yeniden Yapılanması: Mimari, Müfredat ve Kurumsal Dönüşüm Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve

· 2026-08-02 · Tamga: tamga/bc.000002
👁 30 okuyucu
Kaynak Göster
Bu, bağımsız bir yazıdır ve hakem değerlendirmesinden geçmemiştir.

Özet

Yapay zekâ sistemlerinin uygulama düzeyindeki görevleri artan bir hızla üstlenmesi, insan emeğinin ekonomideki konumunu icra edenden sistemi tasarlayan ve denetleyen konuma doğru kaydırmaktadır. Bu dönüşüm, dört yıllık kesintisiz lisans eğitimi ve sabit disiplin sınırları üzerine kurulu geleneksel üniversite modelinin sürdürülebilirliğini tartışmaya açmaktadır. Bu çalışma; görev tabanlı otomasyon yazınından, mikro-sertifika ve yığınlanabilir kimlik belgeleri yazınından, insan-yapay zekâ işbirliği araştırmalarından ve kritik altyapı direnci eğitimi yazınından hareketle, yükseköğretimin olası bir yeniden yapılanma çerçevesini kavramsal düzeyde tartışmaktadır. Çalışma; yeni uzmanlık alanlarının doğası, eğitim süresinin ve modülerliğinin dönüşümü, evrensel çekirdek yetkinliklerin içeriği ve kampüs mekânlarının işlevsel dönüşümü olmak üzere dört eksende ilerlemektedir. Bulgular, mevcut yazının yükseköğretimde tek bir doğrusal dönüşüm senaryosundan çok, kurumsal, teknolojik ve toplumsal belirsizliklerle şekillenen çoğul olası yörüngelere işaret ettiğini göstermektedir. Çalışma, bu yörüngelerin ortak paydası olarak sistemik düşünme, insan-yapay zekâ ortak kararı ve direnç kapasitesinin yükseköğretim müfredatının merkezine taşınabileceğini öne sürmekte; bununla birlikte bu çıkarımların doğrulanmış ampirik bulgulardan çok, mevcut eğilimlerin ileriye dönük bir projeksiyonu niteliğinde birer senaryo olduğunu vurgulamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Yapay zekâ, Yükseköğretim, Yığınlanabilir sertifikalar, Sistem düşüncesi, İnsan yapay zekâ işbirliği.

1. Giriş

Otomasyonun emek piyasaları üzerindeki etkisi, uzun süredir iktisat yazınının merkezi konularından biri olmuştur; ancak yapay zekâ sistemlerinin son yıllarda kazandığı üretkenlik, bu tartışmayı fiziksel üretim süreçlerinin ötesine, bilişsel ve karar alma görevlerine kadar taşımıştır. Acemoglu ve Restrepo’nun (2018) geliştirdiği görev tabanlı çerçeve, otomasyonun etkisini iki karşıt kuvvet üzerinden okumaktadır: makinelerin daha önce insan tarafından yürütülen görevleri devralmasının yarattığı yer değiştirme etkisi ve bu devralmanın sağladığı verimlilik kazancının yeni, insan tarafından yürütülecek görevler yaratmasıyla ortaya çıkan telafi (yeniden görevlendirme) etkisi. Acemoglu ve Restrepo (2019), bu çerçeveyi tarihsel örneklerle genişleterek, teknolojik değişimin bir yandan mevcut görevleri otomatikleştirirken diğer yandan yeni görev kategorileri yarattığını; emek piyasasının uzun dönemli seyrinin bu iki sürecin göreli ağırlığına bağlı olduğunu göstermiştir. Bu çerçeve, daha önce Acemoglu ve Autor’un (2011) beceri-görev-teknoloji ilişkisine dair ortaya koyduğu kavramsal temelin doğal bir uzantısıdır.
Yapay zekânın yürütme kapasitesindeki bu artış, yükseköğretim kurumlarını da doğrudan etkilemektedir. Dünya Ekonomik Forumu’nun (2025) 55 ekonomiden 1.000’i aşkın işverenin katılımıyla gerçekleştirdiği anket temelli çalışması, 2030 yılına kadar küresel ölçekte 92 milyon işin ortadan kalkabileceğini, buna karşılık 170 milyon yeni işin ortaya çıkabileceğini; işverenlerin temel becerilerin yaklaşık %39’unun bu dönemde değişeceğini öngördüğünü raporlamaktadır (World Economic Forum, 2025). Aynı raporda analitik düşünme, dayanıklılık, esneklik ve çeviklik ile yapay zekâ ve büyük veri okuryazarlığının önümüzdeki beş yılda önem kazanacağı belirtilmektedir. Bu eğilim, yükseköğretim kurumlarının içinde de gözlenmektedir: OECD’nin (2026) Dijital Eğitim Görünümü çalışması, üretken yapay zekâ araçlarının yükseköğretim kurumlarında öğrenme, öğretim, değerlendirme ve kurumsal yönetim süreçlerini hızla dönüştürdüğünü ortaya koymakta; bu dönüşümün yalnızca teknolojik bir uyarlama değil, eğitim sistemlerinin işlevine ilişkin daha köklü bir sorgulamayı da beraberinde getirdiğini vurgulamaktadır.
Bu gelişmeler, yükseköğretimin kurumsal mimarisine ilişkin köklü bir soruyu gündeme getirmektedir. Alexander’ın (2020) Academia Next başlıklı çalışması, demografik değişim, maliyet baskısı ve teknolojik dönüşümün bir arada etki ettiği bir ortamda, yükseköğretim kurumlarının önümüzdeki on yıllarda çeşitli olası gelecek senaryolarıyla karşı karşıya kalacağını; bu senaryoların bazılarında geleneksel kampüs temelli modelin küçülerek varlığını sürdürdüğünü, bazılarında ise kurumun büyük ölçüde yeniden tasarlandığını öne sürmektedir. Bu çalışma da benzer bir öncülden hareket etmekte, ancak odağını doğrudan yapay zekânın yürütme görevlerini devraldığı bir ortamda insan emeğinin üstleneceği role ve bu role hazırlayacak kurumsal yapıya yöneltmektedir.
Bu çalışmanın amacı, yapay zekâ ve otonom sistemlerin fiziksel ve dijital altyapının yürütülmesinde artan bir rol üstlendiği bir ortamda, yükseköğretimin olası bir yeniden yapılanma çerçevesini kavramsal düzeyde tartışmaya açmaktır. Çalışma bu amaç doğrultusunda dört soruyu izlemektedir: Yapay zekânın yürütme görevlerini devraldığı bir ortamda hangi yeni uzmanlık alanları ortaya çıkabilir? Eğitim süresi ve yapısı bu ortamda nasıl bir dönüşüm geçirebilir? Evrensel bir çekirdek müfredatın içeriği hangi yetkinlikler etrafında kurulabilir? Yerleşke mekânları bu yeni işlevlere göre nasıl yeniden tasarlanabilir? Çalışma boyunca geleceğe ilişkin bütün çıkarımlar, doğrulanmış öngörüler değil; mevcut yazının işaret ettiği eğilimlerin bir senaryo çerçevesinde projeksiyonu olarak sunulmaktadır.
Çalışmanın kalanı şöyle ilerlemektedir. İzleyen bölüm, görev tabanlı otomasyon, yapay zekâ etiği, insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı ve sistem düşüncesi kavramlarını ele alarak çalışmanın kavramsal çerçevesini kurmaktadır. Üçüncü bölüm, yükseköğretimde dijital dönüşüm, yığınlanabilir kimlik belgeleri ve kritik altyapı direnci eğitimine ilişkin ilgili yazını gözden geçirerek araştırma boşluğunu ortaya koymaktadır. Dördüncü bölüm, bu kavramsal ve yazınsal temelden hareketle yeni uzmanlık alanlarını, eğitim süresi ve modülerlik modelini, çekirdek müfredatı ve kampüs birimlerini tartışmaktadır. Çalışma, bulguların sınırlılıklarının ve politika çıkarımlarının sunulduğu sonuç bölümüyle tamamlanmaktadır.

2. Kavramsal Çerçeve

2.1. Görev Tabanlı Otomasyon ve Emeğin Yeniden Konumlanması

Acemoglu ve Restrepo’nun (2018, 2019) geliştirdiği görev tabanlı çerçeve, üretim sürecini birbirinden ayrık görevlerin bir toplamı olarak ele almakta ve otomasyonu, bu görevlerden bir kısmının sermaye tarafından yürütülür hâle gelmesi olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede yer değiştirme etkisi, otomatikleşen görevlerde emeğe olan talebi azaltırken; yeni görevlerin ortaya çıkışıyla oluşan telafi etkisi, emeği önceden var olmayan görev kategorilerine yönlendirmektedir. Acemoglu ve Autor (2011), bu dinamiğin tarihsel olarak beceri-teknoloji uyumu üzerinden işlediğini; teknolojik değişimin belirli beceri gruplarını değersizleştirirken diğerlerinin değerini artırdığını göstermiştir. Bu çalışma açısından belirleyici olan nokta, yapay zekânın yürütme görevlerini üstlendiği ölçüde, insan emeğinin görece karşılaştırmalı üstünlüğünün, görevlerin doğrudan icrasından bu görevlerin tasarımına, denetimine ve olağan dışı durumlarda devreye girmesine kayabileceğidir. Bu kayış, yükseköğretimin hangi yetkinlikleri önceleyeceği sorusunu doğrudan etkilemektedir.

2.2. Yapay Zekâ Etiği ve İnsan Gözetimi İlkesi

UNESCO’nun (2021) 193 üye devlet tarafından kabul edilen Yapay Zekâ Etiği Tavsiye Kararı, insan onuru ve insan haklarının korunmasını yapay zekâ yönetişiminin merkezine yerleştirmekte; şeffaflık ve adillik ilkelerinin yanında insan gözetimi ve karar yetkisinin sürekliliğini temel bir ilke olarak tanımlamaktadır. Tavsiye kararı, yapay zekâ sistemlerinin nihai sorumluluk ve hesap verebilirliği insan aktörlerden alamayacağını; üye devletlerin ve kurumların bu sürekliliği sağlayacak gözetim mekanizmaları kurmasını öngörmektedir (UNESCO, 2021). Bu ilke, yükseköğretimin yalnızca teknik yapay zekâ becerileri değil, aynı zamanda bu sistemlerin etik ve hukuki sınırlarını değerlendirebilecek bir insan gözetim kapasitesi yetiştirmesi gerektiğine işaret etmektedir.

2.3. İnsan-Yapay Zekâ Tamamlayıcılığı

Gonzalez vd. (2026), sağlık, güvenlik, finans ve yönetişim gibi yüksek riskli alanlarda insan-yapay zekâ ekiplerinin nasıl yapılandırılması gerektiğini ele alan bir tamamlayıcılık çerçevesi önermektedir. Yazarlara göre insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı, bir ekibin ne insan ne de yapay zekânın tek başına ulaşamayacağı bir performans düzeyine ulaşabildiği koşulları tanımlamakta; bu koşulların sağlanması ise amaç ve kısıtların netleştirilmesi, rollerin bölüştürülmesi, dikkatin yönlendirilmesi ve sürekli eğitim ile değerlendirme gibi tasarım ilkelerine bağlı olmaktadır (Gonzalez vd., 2026). Bu çerçeve, insan-makine etkileşimine ilişkin yükseköğretim programlarının, yalnızca arayüz tasarımı değil, yetki paylaşımı ve güven kalibrasyonu gibi konuları da kapsaması gerektiğini düşündürmektedir.

2.4. Sistem Düşüncesi

Meadows’un (2008) sistem düşüncesine ilişkin çalışması, bir sistemi, tutarlı bir yapı içinde birbirine bağlı unsurların oluşturduğu ve kendine özgü bir davranış örüntüsü üreten bir bütün olarak tanımlamaktadır. Meadows, geri besleme döngüleri, stok-akış ilişkileri ve müdahale noktaları gibi kavramların, karmaşık ve birbirine bağlı sistemlerin davranışını anlamak için doğrudan içerik bilgisinden daha kalıcı bir çözümleme aracı sunduğunu öne sürmektedir. Otonom sistemlerin birbirine bağlı altyapılar üzerinden işlediği bir ortamda, bu kavramsal araç kümesi, tek bir sistemin değil, sistemler arası etkileşimin çözümlenmesini mümkün kılması bakımından önem taşımaktadır.

3. İlgili Literatür

3.1. Yükseköğretimde Dijital ve Yapay Zekâ Dönüşümü

Yükseköğretim kurumlarının dijital dönüşümüne ilişkin yazın, büyük ölçüde üretken yapay zekânın öğrenme ve öğretim süreçlerine girişi üzerinde yoğunlaşmaktadır. OECD’nin (2026) Dijital Eğitim Görünümü çalışması, üretken yapay zekânın önceki eğitim teknolojisi dalgalarından farklı olarak kurumsal denetim dışında, öğrenciler tarafından serbestçe erişilebilir biçimde yayıldığını; bu durumun hem yeni fırsatlar hem de öğrenme, değerlendirme ve yönetişim açısından karmaşık riskler yarattığını ortaya koymaktadır. Raporun vurguladığı bir başka bulgu, yapay zekâ tarafından üretilen bilginin gelecekteki eğitim içeriklerine sızması ihtimalinin, eleştirel düşünme ve üstbilişsel becerilerin önemini daha da artırdığı yönündedir (OECD, 2026). Bu bulgu, yükseköğretimin içerik aktarımından çok, bilgiyi değerlendirme ve sorgulama kapasitesine yönelmesi gerektiği yönündeki tartışmalara zemin sağlamaktadır.

3.2. Yığınlanabilir Kimlik Belgeleri ve Mikro-Sertifikalar

Alternatif ve yığınlanabilir kimlik belgelerine ilişkin yazın, geleneksel derece yapısının katılığına bir yanıt olarak gelişmiştir. Kato, Galan-Muros ve Weko (2020), OECD ülkelerinde ortaya çıkan alternatif kimlik belgesi türlerini kapsamlı biçimde sınıflandırarak, bu belgelerin ortak özelliğinin kısa süreli, hedefe yönelik ve modüler olması olduğunu göstermiştir. OECD’nin (2021) mikro-sertifika yeniliklerine ilişkin çalışması, bu belgelerin yükseköğretim kurumları tarafından ne amaçla, hangi düzeylerde ve ne kadar esneklikle sunulduğunu incelemekte; yığınlanabilirliğin, öğrenme yörüngelerinin daha küçük parçalara bölünerek yeniden birleştirilebilir hâle gelmesini sağlayan temel tasarım ilkesi olduğunu vurgulamaktadır (OECD, 2021). OECD’nin (2023) yaşam boyu öğrenme ve istihdam edilebilirlik odaklı takip çalışması ise mikro-sertifikaların üye ülkelerde giderek daha fazla finansman ve tanınırlık kazandığını, ancak bu belgelerin işgücü piyasası sonuçlarına ilişkin sistematik verinin hâlâ sınırlı kaldığını belirtmektedir. Bu sınırlılık, yığınlanabilir modelin potansiyeline ilişkin iyimser öngörülerin, henüz güçlü bir ampirik temele oturmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

3.3. Kritik Altyapı Direnci ve Eğitim

Kritik altyapı yönetimine ilişkin politika yazını, son yıllarda varlık koruma odaklı bir yaklaşımdan sistem direnci odaklı bir yaklaşıma doğru kaymaktadır. OECD’nin (2019) kritik altyapı direncine ilişkin çalışması, altyapı sistemlerinin artan birbirine bağlılığının, tekil varlıkların korunmasından çok, kritik düğümlerin arızası hâlinde sistemin bütününün toparlanma kapasitesinin güçlendirilmesini gerektirdiğini öne sürmektedir (OECD, 2019). Bu yaklaşımın eğitim boyutuna ilişkin olarak Ugliotti, Zucco ve Daud (2026), 2015-2025 döneminde yayımlanmış 105 çalışmayı sistematik olarak inceleyerek, kritik altyapı direnci eğitiminde klasik sınıf içi eğitim ve fiziksel tatbikatlardan; sürükleyici, simülasyon temelli ve veri destekli öğrenme ekosistemlerine doğru bir kayış tespit etmiştir. Yazarlar, bu dönüşümün ortaya çıkardığı profesyonel tipini “dirençli operatör” (resilient operator) kavramıyla tanımlamakta; bu operatörün teknik uzmanlığı bilişsel esneklik ve duygusal dayanıklılıkla birleştirdiğini belirtmektedir (Ugliotti vd., 2026). Bu bulgu, otonom sistemlerin çöktüğü anlarda devreye girecek insan kapasitesinin, yalnızca teknik bir yeterlilik değil, aynı zamanda bilişsel ve duygusal bir hazırlık meselesi olduğuna işaret etmesi bakımından bu çalışmanın dördüncü bölümüyle doğrudan ilişkilidir.

3.4. Yükseköğretimin Geleceğine İlişkin Kavramsal Yazın

Yükseköğretim kurumlarının uzun dönemli geleceğine ilişkin kavramsal çalışmalar, tekil bir dönüşüm senaryosundan çok, birbirinden farklı olası yörüngeler önermektedir. Alexander (2020), demografik daralma, kamu finansmanının sınırlanması ve dijital teknolojilerin bir arada etki ettiği bir ortamda, yükseköğretim kurumlarının yerleşke temelli, tamamen çevrim içi, hibrit ve kurumsal ortaklık temelli modeller de dâhil olmak üzere çeşitli biçimlerde varlığını sürdürebileceğini öne sürmektedir. Bu çoğulcu yaklaşım, yapay zekâ temelli otomasyonun etkilerini tartışan bu çalışma açısından da metodolojik bir uyarı niteliği taşımaktadır: yükseköğretimin geleceği, teknolojik kapasiteden çok, kurumsal, ekonomik ve politik tercihlerin bileşkesiyle şekillenecektir.

3.5. Araştırma Boşluğu

Yukarıda özetlenen dört yazın kümesi, birbirini büyük ölçüde tamamlayan ancak nadiren bir arada ele alınan alanları temsil etmektedir. Görev tabanlı otomasyon yazını, emeğin makro düzeydeki dönüşümünü açıklarken; mikro-sertifika yazını bu dönüşümün kurumsal karşılığını modülerlik ve yığınlanabilirlik üzerinden tartışmaktadır. Kritik altyapı direnci eğitimi yazını ise dar bir mühendislik ve acil durum yönetimi bağlamıyla sınırlı kalmakta, bu yaklaşımın yükseköğretimin genel mimarisiyle nasıl bütünleşebileceği sorusuna değinmemektedir. Yükseköğretimin geleceğine ilişkin kavramsal yazın ise büyük ölçüde kurumsal ve mali dinamiklere odaklanmakta, yapay zekânın görev düzeyindeki etkisini sınırlı biçimde ele almaktadır. Bu çalışma, söz konusu dört yazın kümesini bir araya getirerek, yapay zekânın yürütme kapasitesindeki artışın yükseköğretimin uzmanlık alanları, süre yapısı, çekirdek müfredatı ve mekânsal örgütlenmesi üzerindeki olası etkilerini bütüncül bir çerçevede tartışmayı amaçlamaktadır.

4. Bulgular ve Tartışma

4.1. Yeni Uzmanlık Alanlarının Olası Doğası

Görev tabanlı otomasyon çerçevesinin öne sürdüğü telafi mekanizması (Acemoglu ve Restrepo, 2018, 2019), yapay zekânın yürütme görevlerini devraldığı ölçüde, insan emeğinin bu görevlerin tasarımı, denetimi ve olağan dışı durumlarda devreye girmesi etrafında yeni görev kategorilerine yönelebileceğini düşündürmektedir. Bu çerçeveden hareketle, sistemlerin bütününü tasarlayan ve farklı otonom altyapılar arasındaki çelişkileri çözümleyen bir uzmanlık alanının önem kazanması olasıdır; bu alan, Meadows’un (2008) sistem düşüncesi kavramlarını doğrudan uygulama alanı bulabileceği bir zemin sunmaktadır. Benzer biçimde, UNESCO’nun (2021) insan gözetimi ilkesi, yapay zekâ sistemlerinin insan değerleriyle uyumunu teknik düzeyde denetleyecek bir uzmanlığın kurumsal karşılığa kavuşmasını olası kılmaktadır; bu alanın mezunları, düzenleyici kurumlarda ve şirket içi denetim birimlerinde görev alabilecek bir profil sunabilir. Gonzalez vd.’nin (2026) insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı çerçevesi ise rollerin bölüştürülmesi ve güven kalibrasyonu gibi tasarım ilkelerinin, insan-makine etkileşimine odaklanan bir uzmanlık alanının içeriğini oluşturabileceğine işaret etmektedir. Son olarak, Ugliotti vd.’nin (2026) tanımladığı “dirençli operatör” profili, otonom sistemlerin geçici olarak devre dışı kaldığı durumlarda devreye girecek bir kriz yönetimi uzmanlığının olası bir karşılığı olarak okunabilir. Bu dört eğilim bir arada değerlendirildiğinde, sistem mimarisi, yapay zekâ hizalanma mühendisliği, insan-makine ortak ajans tasarımı ve kriz/direnç yönetimi gibi alanların önümüzdeki dönemde daha görünür hâle gelmesi olası görünmektedir; ancak bu alanların hangi kurumsal biçimi alacağı, büyük ölçüde düzenleyici tercihlere ve emek piyasasının fiilî uyarlanma hızına bağlı kalacaktır.

4.2. Eğitim Süresi ve Yığınlanabilir Modelin Olası Gelişimi

Mikro-sertifika yazını, dört yıllık kesintisiz lisans modelinin katılığına karşı, çekirdek bir eğitim evresinin ardından yaşam boyu süren modüler bir öğrenme yörüngesinin giderek daha fazla kurumsal destek gördüğünü göstermektedir (Kato vd., 2020; OECD, 2021). OECD’nin (2023) bulguları, bu modelin bazı üye ülkelerde kamu finansmanı mekanizmalarına dâhil edilmeye başlandığını; ancak yığınlanabilir belgelerin istihdam sonuçlarına ilişkin sistematik izleme altyapısının hâlâ eksik olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgu, çekirdek eğitim ve ömür boyu modüler sertifikasyonun birleştiği bir modelin kurumsal olarak olası, ancak sonuçlarının ampirik olarak henüz doğrulanmamış olduğunu göstermektedir. Buna karşın, otonom sistemlerin hızla değiştiği bir ortamda, dört yıl önce edinilmiş teknik bilginin büyük kısmının mezuniyet anında güncelliğini yitirmiş olması olasılığı, kısa süreli çekirdek bir evre ile onu izleyen modüler bir sertifikasyon döngüsünün, en azından belirli mesleki alanlarda cazip bir alternatif olarak öne çıkmasını beklenebilir kılmaktadır. Bu döngünün işlerlik kazanabilmesi ise sahadan gelen geri bildirimin müfredata hızla yansıtılabileceği, üniversite ile işyeri arasında düzenli bir etkileşim mekanizmasının kurulmasına bağlı görünmektedir.

4.3. Çekirdek Müfredatın Olası İçeriği

Sistem düşüncesi (Meadows, 2008) ve yapay zekâ etiği (UNESCO, 2021) yazınından hareketle, birinci yıl çekirdek müfredatının, belirli bir mesleğe değil, karmaşık ve birbirine bağlı sistemleri okuyabilme becerisine yönelmesi olası görünmektedir. Bu yönelim, geri besleme döngülerini ve müdahale noktalarını tanıyabilme becerisini içeren bir sistem dinamikleri dersini; UNESCO’nun (2021) insan gözetimi ilkesini teknik düzeyde uygulayabilecek bir yapay zekâ etiği ve hizalanma dersini; Gonzalez vd.’nin (2026) tamamlayıcılık çerçevesinde vurgulanan rol paylaşımı ve güven kalibrasyonu kavramlarını işleyen bir insan-yapay zekâ işbirliği dersini kapsayabilir. Bunlara ek olarak, Ugliotti vd.’nin (2026) incelediği direnç eğitimi yazınında öne çıkan simülasyon temelli öğrenme yaklaşımı, öğrencilerin sistem çöküşü senaryolarında karar alma becerisini geliştirecek bir kriz simülasyonu bileşeninin çekirdek müfredata dâhil edilmesini olası kılmaktadır. Bu çerçevede önerilebilecek derslerin ortak paydası, belirli bir teknik içeriği ezberletmekten çok, öğrencinin değişen sistemleri okuyabilme, sorgulayabilme ve belirsizlik altında karar alabilme kapasitesini geliştirmektir; ancak bu içeriklerin somut ders programlarına nasıl dönüşeceği, kurumların ve düzenleyici kurulların alacağı kararlara bağlı kalacaktır.

4.4. Kampüs Birimlerinin Olası Dönüşümü

OECD’nin (2019) kritik altyapı yönetişimine ilişkin bulguları, varlık koruma odaklı yaklaşımdan sistem direnci odaklı yaklaşıma geçişin, fiziksel mekânların da bu mantığa göre yeniden tasarlanmasını gerektirdiğine işaret etmektedir. Ugliotti vd.’nin (2026) sistematik incelemesi, bu geçişin eğitim boyutunda sınıf içi eğitimden sürükleyici ve simülasyon temelli öğrenme ortamlarına doğru gerçekleştiğini somut biçimde göstermektedir; bu bulgu, kampüslerde kriz simülasyon laboratuvarlarının, salt sembolik değil, yazınla doğrudan desteklenen bir kurumsal birim olarak öne çıkabileceğini düşündürmektedir. Benzer biçimde, Gonzalez vd.’nin (2026) insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı çerçevesinde vurgulanan rol paylaşımı ve güven kalibrasyonu ilkeleri, kampüslerde insan-makine ortak karar süreçlerinin sınandığı stüdyo tipi birimlerin işlevsel bir karşılık bulabileceğine işaret etmektedir. UNESCO’nun (2021) insan gözetimi ilkesi ise yapay zekâ sistemlerinin ürettiği içeriğin doğrulanabilirliğini test edecek birimlerin, kampüs mimarisinde ayrı bir işlev olarak konumlanmasını olası kılmaktadır. Bu üç eğilim bir arada değerlendirildiğinde, geleneksel fakülte binalarının yerini, disiplinler arası kümelenmeye imkân tanıyan ve doğrudan yazınla ilişkilendirilebilecek işlevsel birimlerin alması beklenebilir; ancak bu dönüşümün hızı ve kapsamı, kurumların yatırım kapasitesine ve teknolojik erişilebilirliğe bağlı olarak ülkeden ülkeye önemli ölçüde farklılaşabilecektir.

Tablo 1’de, yukarıda tartışılan eğilimlerden hareketle, geleneksel yükseköğretim modeli ile yazının işaret ettiği olası yeni nesil modelin temel boyutları karşılaştırmalı olarak özetlenmektedir. Tablonun, ampirik olarak doğrulanmış bir sınıflandırmadan çok, çalışmanın kavramsal tartışmasının bir özeti niteliğinde olduğu belirtilmelidir.

Tablo 1. Geleneksel ve Yeni Nesil Yükseköğretim Modelinin Karşılaştırılması

Boyut

Geleneksel Model

Yazının İşaret Ettiği Olası Model

Eğitim süresi

Dört yıllık kesintisiz lisans eğitimi

Kısa süreli çekirdek evre ve ömür boyu modüler sertifikasyon (Kato vd., 2020; OECD, 2021)

Uzmanlık odağı

Sabit disiplin sınırları içinde meslek eğitimi

Sistem tasarımı, hizalanma ve insan-makine ortak kararına dayalı disiplinler arası uzmanlık (Gonzalez vd., 2026; UNESCO, 2021)

Müfredat mantığı

İçerik aktarımı ve ezber

Sistem dinamikleri, etik muhakeme ve kriz senaryolarına dayalı yetkinlik geliştirme (Meadows, 2008; Ugliotti vd., 2026)

Fiziksel mekân

İzole fakülte binaları

Simülasyon ve insan-makine işbirliği odaklı disiplinler arası kümeler (OECD, 2019; Ugliotti vd., 2026)

5. Sonuç

Bu çalışma, yapay zekâ ve otonom sistemlerin yürütme kapasitesindeki artışın, yükseköğretimin kurumsal mimarisi üzerindeki olası etkilerini görev tabanlı otomasyon, yapay zekâ etiği, insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı, sistem düşüncesi, yığınlanabilir kimlik belgeleri ve kritik altyapı direnci eğitimi yazınlarından hareketle kavramsal düzeyde tartışmıştır. Bulgular, dört eksende de benzer bir örüntüye işaret etmektedir: yeni uzmanlık alanları, eğitim süresinin modülerleşmesi, çekirdek müfredatın sistem odaklı yetkinliklere yönelmesi ve kampüs mekânlarının simülasyon ile insan-makine işbirliğine dayalı birimlere doğru dönüşmesi, mevcut yazının işaret ettiği olası ancak henüz doğrulanmamış eğilimlerdir.

Çalışmanın temel çıkarımı, bu dört eğilimin ortak paydasının, öğrenciye belirli bir mesleki içerik aktarmaktan çok, değişen ve birbirine bağlı sistemleri okuyabilme, yapay zekâ ile ortak karar alabilme ve sistem çöküşü durumlarında dayanıklılık gösterebilme kapasitesi kazandırmak olduğudur. Bununla birlikte, bu çıkarımın doğrudan bir kurumsal reçeteye dönüştürülmesi temkinli bir yaklaşım gerektirmektedir. Alexander’ın (2020) vurguladığı gibi yükseköğretimin geleceği, teknolojik kapasiteden çok, kurumsal, mali ve politik tercihlerin bileşkesiyle şekillenecektir; bu nedenle çalışmada tartışılan eğilimler, kaçınılmaz bir gelecek değil, mevcut yazının işaret ettiği olası bir senaryo kümesi olarak okunmalıdır.

Çalışmanın en belirgin sınırlılığı, kavramsal bir derleme niteliği taşıması ve doğrudan ampirik veriye dayanmamasıdır. Bu nedenle, burada tartışılan çekirdek müfredat önerilerinin öğrenme çıktıları üzerindeki etkisi, yığınlanabilir sertifikasyon modelinin istihdam sonuçlarıyla ilişkisi ve yeni kampüs birimlerinin maliyet-etkinliği gibi konular, ileride yürütülecek karşılaştırmalı ve pilot uygulama temelli araştırmaların konusu olmayı beklemektedir. Yine de, dört farklı yazın kümesini bir araya getiren bu kavramsal çerçevenin, yükseköğretim politikası yapıcıları ve kurum yöneticileri için, yapay zekâ çağında kurumsal önceliklerin belirlenmesine yönelik bir tartışma zemini sunabileceği değerlendirilmektedir.

Kaynakça

Acemoglu, D., & Autor, D. (2011). Skills, tasks and technologies: Implications for employment and earnings. In O. Ashenfelter & D. Card (Eds.), Handbook of Labor Economics (Vol. 4, pp. 1043-1171). Elsevier.
Acemoglu, D., & Restrepo, P. (2018). Artificial intelligence, automation and work (NBER Working Paper No. 24196). National Bureau of Economic Research.
Acemoglu, D., & Restrepo, P. (2019). Automation and new tasks: How technology displaces and reinstates labor. Journal of Economic Perspectives, 33(2), 3-30.
Alexander, B. (2020). Academia next: The futures of higher education. Johns Hopkins University Press.
Gonzalez, C., Donahue, K., Goldstein, D. G., Heidari, H., Jalali, M. S., Schelble, B., Singh, A., & Woolley, A. W. (2026). Toward a science of human-AI teaming for decision making: A complementarity framework. PNAS Nexus, 5(3), pgag030. https://doi.org/10.1093/pnasnexus/pgag030
Kato, S., Galan-Muros, V., & Weko, T. (2020). The emergence of alternative credentials (OECD Education Working Paper No. 216). OECD Publishing.
Meadows, D. H. (2008). Thinking in systems: A primer. Chelsea Green Publishing.
OECD. (2019). Good governance for critical infrastructure resilience (OECD Reviews of Risk Management Policies). OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/02f0e5a0-en
OECD. (2021). Micro-credential innovations in higher education: Who, what and why? (OECD Education Policy Perspectives No. 39). OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/f14ef041-en
OECD. (2023). Micro-credentials for lifelong learning and employability. OECD Publishing.
OECD. (2026). Digital education outlook 2026. OECD Publishing.
Ugliotti, F. M., Zucco, M., & Daud, M. (2026). Rethinking education on critical infrastructure resilience and risk management: Insights from a systematic review. Sustainability, 18(6), 3067. https://doi.org/10.3390/su18063067
UNESCO. (2021). Recommendation on the ethics of artificial intelligence. UNESCO Publishing.
World Economic Forum. (2025). The future of jobs report 2025. World Economic Forum.

Bu yazıya nasıl atıf yapılır

APA 7Çetin, B. (2026). Yapay Zekâ ve Otonom Sistemler Çağında Yükseköğretimin Yeniden Yapılanması: Mimari, Müfredat ve Kurumsal Dönüşüm Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve. Kutadgu. https://behic.net/tamga/bc.000002
MLAÇetin, Behiç. "Yapay Zekâ ve Otonom Sistemler Çağında Yükseköğretimin Yeniden Yapılanması: Mimari, Müfredat ve Kurumsal Dönüşüm Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve." Kutadgu, 2026, https://behic.net/tamga/bc.000002.
ChicagoÇetin, Behiç. "Yapay Zekâ ve Otonom Sistemler Çağında Yükseköğretimin Yeniden Yapılanması: Mimari, Müfredat ve Kurumsal Dönüşüm Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve." Kutadgu. 2026. https://behic.net/tamga/bc.000002.
BibTeX@misc{cetin2026, author = {Çetin, Behiç}, title = {Yapay Zekâ ve Otonom Sistemler Çağında Yükseköğretimin Yeniden Yapılanması: Mimari, Müfredat ve Kurumsal Dönüşüm Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve}, year = {2026}, doi = {tamga/bc.000002}, url = {https://behic.net/tamga/bc.000002}, note = {Kutadgu} }

Atıf oluşturucu: ZoteroBib · Citation Machine