Yapay Zekâ ve Otonom Sistemler Çağında Yükseköğretimin Yeniden Yapılanması: Mimari, Müfredat ve Kurumsal Dönüşüm Üzerine Kavramsal Bir Çerçeve
Özet
Yapay zekâ sistemlerinin uygulama düzeyindeki görevleri artan bir hızla üstlenmesi, insan emeğinin ekonomideki konumunu icra edenden sistemi tasarlayan ve denetleyen konuma doğru kaydırmaktadır. Bu dönüşüm, dört yıllık kesintisiz lisans eğitimi ve sabit disiplin sınırları üzerine kurulu geleneksel üniversite modelinin sürdürülebilirliğini tartışmaya açmaktadır. Bu çalışma; görev tabanlı otomasyon yazınından, mikro-sertifika ve yığınlanabilir kimlik belgeleri yazınından, insan-yapay zekâ işbirliği araştırmalarından ve kritik altyapı direnci eğitimi yazınından hareketle, yükseköğretimin olası bir yeniden yapılanma çerçevesini kavramsal düzeyde tartışmaktadır. Çalışma; yeni uzmanlık alanlarının doğası, eğitim süresinin ve modülerliğinin dönüşümü, evrensel çekirdek yetkinliklerin içeriği ve kampüs mekânlarının işlevsel dönüşümü olmak üzere dört eksende ilerlemektedir. Bulgular, mevcut yazının yükseköğretimde tek bir doğrusal dönüşüm senaryosundan çok, kurumsal, teknolojik ve toplumsal belirsizliklerle şekillenen çoğul olası yörüngelere işaret ettiğini göstermektedir. Çalışma, bu yörüngelerin ortak paydası olarak sistemik düşünme, insan-yapay zekâ ortak kararı ve direnç kapasitesinin yükseköğretim müfredatının merkezine taşınabileceğini öne sürmekte; bununla birlikte bu çıkarımların doğrulanmış ampirik bulgulardan çok, mevcut eğilimlerin ileriye dönük bir projeksiyonu niteliğinde birer senaryo olduğunu vurgulamaktadır.
1. Giriş
2. Kavramsal Çerçeve
2.1.
Görev Tabanlı Otomasyon ve Emeğin Yeniden Konumlanması
Acemoglu ve Restrepo’nun (2018, 2019) geliştirdiği görev tabanlı
çerçeve, üretim sürecini birbirinden ayrık görevlerin bir toplamı olarak ele
almakta ve otomasyonu, bu görevlerden bir kısmının sermaye tarafından yürütülür
hâle gelmesi olarak tanımlamaktadır. Bu çerçevede yer değiştirme etkisi,
otomatikleşen görevlerde emeğe olan talebi azaltırken; yeni görevlerin ortaya
çıkışıyla oluşan telafi etkisi, emeği önceden var olmayan görev kategorilerine
yönlendirmektedir. Acemoglu ve Autor (2011), bu dinamiğin tarihsel olarak
beceri-teknoloji uyumu üzerinden işlediğini; teknolojik değişimin belirli
beceri gruplarını değersizleştirirken diğerlerinin değerini artırdığını
göstermiştir. Bu çalışma açısından belirleyici olan nokta, yapay zekânın
yürütme görevlerini üstlendiği ölçüde, insan emeğinin görece karşılaştırmalı
üstünlüğünün, görevlerin doğrudan icrasından bu görevlerin tasarımına,
denetimine ve olağan dışı durumlarda devreye girmesine kayabileceğidir. Bu
kayış, yükseköğretimin hangi yetkinlikleri önceleyeceği sorusunu doğrudan
etkilemektedir.
2.2.
Yapay Zekâ Etiği ve İnsan Gözetimi İlkesi
UNESCO’nun (2021) 193 üye devlet tarafından kabul edilen Yapay Zekâ
Etiği Tavsiye Kararı, insan onuru ve insan haklarının korunmasını yapay zekâ
yönetişiminin merkezine yerleştirmekte; şeffaflık ve adillik ilkelerinin
yanında insan gözetimi ve karar yetkisinin sürekliliğini temel bir ilke olarak
tanımlamaktadır. Tavsiye kararı, yapay zekâ sistemlerinin nihai sorumluluk ve
hesap verebilirliği insan aktörlerden alamayacağını; üye devletlerin ve
kurumların bu sürekliliği sağlayacak gözetim mekanizmaları kurmasını
öngörmektedir (UNESCO, 2021). Bu ilke, yükseköğretimin yalnızca teknik yapay
zekâ becerileri değil, aynı zamanda bu sistemlerin etik ve hukuki sınırlarını
değerlendirebilecek bir insan gözetim kapasitesi yetiştirmesi gerektiğine
işaret etmektedir.
2.3. İnsan-Yapay
Zekâ Tamamlayıcılığı
Gonzalez vd. (2026), sağlık, güvenlik, finans ve yönetişim gibi
yüksek riskli alanlarda insan-yapay zekâ ekiplerinin nasıl yapılandırılması
gerektiğini ele alan bir tamamlayıcılık çerçevesi önermektedir. Yazarlara göre
insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı, bir ekibin ne insan ne de yapay zekânın tek
başına ulaşamayacağı bir performans düzeyine ulaşabildiği koşulları
tanımlamakta; bu koşulların sağlanması ise amaç ve kısıtların netleştirilmesi,
rollerin bölüştürülmesi, dikkatin yönlendirilmesi ve sürekli eğitim ile
değerlendirme gibi tasarım ilkelerine bağlı olmaktadır (Gonzalez vd., 2026). Bu
çerçeve, insan-makine etkileşimine ilişkin yükseköğretim programlarının,
yalnızca arayüz tasarımı değil, yetki paylaşımı ve güven kalibrasyonu gibi
konuları da kapsaması gerektiğini düşündürmektedir.
2.4. Sistem Düşüncesi
Meadows’un (2008) sistem düşüncesine ilişkin çalışması, bir sistemi,
tutarlı bir yapı içinde birbirine bağlı unsurların oluşturduğu ve kendine özgü
bir davranış örüntüsü üreten bir bütün olarak tanımlamaktadır. Meadows, geri
besleme döngüleri, stok-akış ilişkileri ve müdahale noktaları gibi kavramların,
karmaşık ve birbirine bağlı sistemlerin davranışını anlamak için doğrudan
içerik bilgisinden daha kalıcı bir çözümleme aracı sunduğunu öne sürmektedir.
Otonom sistemlerin birbirine bağlı altyapılar üzerinden işlediği bir ortamda,
bu kavramsal araç kümesi, tek bir sistemin değil, sistemler arası etkileşimin
çözümlenmesini mümkün kılması bakımından önem taşımaktadır.
3. İlgili Literatür
3.1.
Yükseköğretimde Dijital ve Yapay Zekâ Dönüşümü
Yükseköğretim
kurumlarının dijital dönüşümüne ilişkin yazın, büyük ölçüde üretken yapay
zekânın öğrenme ve öğretim süreçlerine girişi üzerinde yoğunlaşmaktadır.
OECD’nin (2026) Dijital Eğitim Görünümü çalışması, üretken yapay zekânın önceki
eğitim teknolojisi dalgalarından farklı olarak kurumsal denetim dışında,
öğrenciler tarafından serbestçe erişilebilir biçimde yayıldığını; bu durumun
hem yeni fırsatlar hem de öğrenme, değerlendirme ve yönetişim açısından
karmaşık riskler yarattığını ortaya koymaktadır. Raporun vurguladığı bir başka
bulgu, yapay zekâ tarafından üretilen bilginin gelecekteki eğitim içeriklerine
sızması ihtimalinin, eleştirel düşünme ve üstbilişsel becerilerin önemini daha
da artırdığı yönündedir (OECD, 2026). Bu bulgu, yükseköğretimin içerik
aktarımından çok, bilgiyi değerlendirme ve sorgulama kapasitesine yönelmesi
gerektiği yönündeki tartışmalara zemin sağlamaktadır.
3.2.
Yığınlanabilir Kimlik Belgeleri ve Mikro-Sertifikalar
Alternatif
ve yığınlanabilir kimlik belgelerine ilişkin yazın, geleneksel derece yapısının
katılığına bir yanıt olarak gelişmiştir. Kato, Galan-Muros ve Weko (2020), OECD
ülkelerinde ortaya çıkan alternatif kimlik belgesi türlerini kapsamlı biçimde
sınıflandırarak, bu belgelerin ortak özelliğinin kısa süreli, hedefe yönelik ve
modüler olması olduğunu göstermiştir. OECD’nin (2021) mikro-sertifika
yeniliklerine ilişkin çalışması, bu belgelerin yükseköğretim kurumları
tarafından ne amaçla, hangi düzeylerde ve ne kadar esneklikle sunulduğunu
incelemekte; yığınlanabilirliğin, öğrenme yörüngelerinin daha küçük parçalara
bölünerek yeniden birleştirilebilir hâle gelmesini sağlayan temel tasarım
ilkesi olduğunu vurgulamaktadır (OECD, 2021). OECD’nin (2023) yaşam boyu
öğrenme ve istihdam edilebilirlik odaklı takip çalışması ise
mikro-sertifikaların üye ülkelerde giderek daha fazla finansman ve tanınırlık
kazandığını, ancak bu belgelerin işgücü piyasası sonuçlarına ilişkin sistematik
verinin hâlâ sınırlı kaldığını belirtmektedir. Bu sınırlılık, yığınlanabilir
modelin potansiyeline ilişkin iyimser öngörülerin, henüz güçlü bir ampirik
temele oturmadığını göstermesi bakımından önemlidir.
3.3. Kritik Altyapı
Direnci ve Eğitim
Kritik
altyapı yönetimine ilişkin politika yazını, son yıllarda varlık koruma odaklı
bir yaklaşımdan sistem direnci odaklı bir yaklaşıma doğru kaymaktadır. OECD’nin
(2019) kritik altyapı direncine ilişkin çalışması, altyapı sistemlerinin artan
birbirine bağlılığının, tekil varlıkların korunmasından çok, kritik düğümlerin
arızası hâlinde sistemin bütününün toparlanma kapasitesinin güçlendirilmesini
gerektirdiğini öne sürmektedir (OECD, 2019). Bu yaklaşımın eğitim boyutuna
ilişkin olarak Ugliotti, Zucco ve Daud (2026), 2015-2025 döneminde yayımlanmış
105 çalışmayı sistematik olarak inceleyerek, kritik altyapı direnci eğitiminde
klasik sınıf içi eğitim ve fiziksel tatbikatlardan; sürükleyici, simülasyon
temelli ve veri destekli öğrenme ekosistemlerine doğru bir kayış tespit
etmiştir. Yazarlar, bu dönüşümün ortaya çıkardığı profesyonel tipini “dirençli
operatör” (resilient operator) kavramıyla tanımlamakta; bu operatörün teknik
uzmanlığı bilişsel esneklik ve duygusal dayanıklılıkla birleştirdiğini
belirtmektedir (Ugliotti vd., 2026). Bu bulgu, otonom sistemlerin çöktüğü
anlarda devreye girecek insan kapasitesinin, yalnızca teknik bir yeterlilik
değil, aynı zamanda bilişsel ve duygusal bir hazırlık meselesi olduğuna işaret
etmesi bakımından bu çalışmanın dördüncü bölümüyle doğrudan ilişkilidir.
3.4.
Yükseköğretimin Geleceğine İlişkin Kavramsal Yazın
Yükseköğretim
kurumlarının uzun dönemli geleceğine ilişkin kavramsal çalışmalar, tekil bir
dönüşüm senaryosundan çok, birbirinden farklı olası yörüngeler önermektedir.
Alexander (2020), demografik daralma, kamu finansmanının sınırlanması ve
dijital teknolojilerin bir arada etki ettiği bir ortamda, yükseköğretim
kurumlarının yerleşke temelli, tamamen çevrim içi, hibrit ve kurumsal ortaklık
temelli modeller de dâhil olmak üzere çeşitli biçimlerde varlığını
sürdürebileceğini öne sürmektedir. Bu çoğulcu yaklaşım, yapay zekâ temelli
otomasyonun etkilerini tartışan bu çalışma açısından da metodolojik bir uyarı
niteliği taşımaktadır: yükseköğretimin geleceği, teknolojik kapasiteden çok,
kurumsal, ekonomik ve politik tercihlerin bileşkesiyle şekillenecektir.
3.5. Araştırma Boşluğu
Yukarıda özetlenen dört
yazın kümesi, birbirini büyük ölçüde tamamlayan ancak nadiren bir arada ele
alınan alanları temsil etmektedir. Görev tabanlı otomasyon yazını, emeğin makro
düzeydeki dönüşümünü açıklarken; mikro-sertifika yazını bu dönüşümün kurumsal
karşılığını modülerlik ve yığınlanabilirlik üzerinden tartışmaktadır. Kritik
altyapı direnci eğitimi yazını ise dar bir mühendislik ve acil durum yönetimi
bağlamıyla sınırlı kalmakta, bu yaklaşımın yükseköğretimin genel mimarisiyle
nasıl bütünleşebileceği sorusuna değinmemektedir. Yükseköğretimin geleceğine
ilişkin kavramsal yazın ise büyük ölçüde kurumsal ve mali dinamiklere
odaklanmakta, yapay zekânın görev düzeyindeki etkisini sınırlı biçimde ele
almaktadır. Bu çalışma, söz konusu dört yazın kümesini bir araya getirerek,
yapay zekânın yürütme kapasitesindeki artışın yükseköğretimin uzmanlık
alanları, süre yapısı, çekirdek müfredatı ve mekânsal örgütlenmesi üzerindeki
olası etkilerini bütüncül bir çerçevede tartışmayı amaçlamaktadır.
4. Bulgular ve Tartışma
4.1. Yeni Uzmanlık
Alanlarının Olası Doğası
Görev
tabanlı otomasyon çerçevesinin öne sürdüğü telafi mekanizması (Acemoglu ve
Restrepo, 2018, 2019), yapay zekânın yürütme görevlerini devraldığı ölçüde,
insan emeğinin bu görevlerin tasarımı, denetimi ve olağan dışı durumlarda
devreye girmesi etrafında yeni görev kategorilerine yönelebileceğini
düşündürmektedir. Bu çerçeveden hareketle, sistemlerin bütününü tasarlayan ve
farklı otonom altyapılar arasındaki çelişkileri çözümleyen bir uzmanlık
alanının önem kazanması olasıdır; bu alan, Meadows’un (2008) sistem düşüncesi
kavramlarını doğrudan uygulama alanı bulabileceği bir zemin sunmaktadır. Benzer
biçimde, UNESCO’nun (2021) insan gözetimi ilkesi, yapay zekâ sistemlerinin
insan değerleriyle uyumunu teknik düzeyde denetleyecek bir uzmanlığın kurumsal
karşılığa kavuşmasını olası kılmaktadır; bu alanın mezunları, düzenleyici
kurumlarda ve şirket içi denetim birimlerinde görev alabilecek bir profil
sunabilir. Gonzalez vd.’nin (2026) insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı çerçevesi
ise rollerin bölüştürülmesi ve güven kalibrasyonu gibi tasarım ilkelerinin,
insan-makine etkileşimine odaklanan bir uzmanlık alanının içeriğini
oluşturabileceğine işaret etmektedir. Son olarak, Ugliotti vd.’nin (2026)
tanımladığı “dirençli operatör” profili, otonom sistemlerin geçici olarak devre
dışı kaldığı durumlarda devreye girecek bir kriz yönetimi uzmanlığının olası
bir karşılığı olarak okunabilir. Bu dört eğilim bir arada değerlendirildiğinde,
sistem mimarisi, yapay zekâ hizalanma mühendisliği, insan-makine ortak ajans
tasarımı ve kriz/direnç yönetimi gibi alanların önümüzdeki dönemde daha görünür
hâle gelmesi olası görünmektedir; ancak bu alanların hangi kurumsal biçimi
alacağı, büyük ölçüde düzenleyici tercihlere ve emek piyasasının fiilî
uyarlanma hızına bağlı kalacaktır.
4.2. Eğitim
Süresi ve Yığınlanabilir Modelin Olası Gelişimi
Mikro-sertifika
yazını, dört yıllık kesintisiz lisans modelinin katılığına karşı, çekirdek bir
eğitim evresinin ardından yaşam boyu süren modüler bir öğrenme yörüngesinin
giderek daha fazla kurumsal destek gördüğünü göstermektedir (Kato vd., 2020;
OECD, 2021). OECD’nin (2023) bulguları, bu modelin bazı üye ülkelerde kamu
finansmanı mekanizmalarına dâhil edilmeye başlandığını; ancak yığınlanabilir
belgelerin istihdam sonuçlarına ilişkin sistematik izleme altyapısının hâlâ
eksik olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bulgu, çekirdek eğitim ve ömür boyu
modüler sertifikasyonun birleştiği bir modelin kurumsal olarak olası, ancak
sonuçlarının ampirik olarak henüz doğrulanmamış olduğunu göstermektedir. Buna
karşın, otonom sistemlerin hızla değiştiği bir ortamda, dört yıl önce edinilmiş
teknik bilginin büyük kısmının mezuniyet anında güncelliğini yitirmiş olması
olasılığı, kısa süreli çekirdek bir evre ile onu izleyen modüler bir
sertifikasyon döngüsünün, en azından belirli mesleki alanlarda cazip bir
alternatif olarak öne çıkmasını beklenebilir kılmaktadır. Bu döngünün işlerlik
kazanabilmesi ise sahadan gelen geri bildirimin müfredata hızla
yansıtılabileceği, üniversite ile işyeri arasında düzenli bir etkileşim
mekanizmasının kurulmasına bağlı görünmektedir.
4.3. Çekirdek
Müfredatın Olası İçeriği
Sistem
düşüncesi (Meadows, 2008) ve yapay zekâ etiği (UNESCO, 2021) yazınından
hareketle, birinci yıl çekirdek müfredatının, belirli bir mesleğe değil,
karmaşık ve birbirine bağlı sistemleri okuyabilme becerisine yönelmesi olası
görünmektedir. Bu yönelim, geri besleme döngülerini ve müdahale noktalarını
tanıyabilme becerisini içeren bir sistem dinamikleri dersini; UNESCO’nun (2021)
insan gözetimi ilkesini teknik düzeyde uygulayabilecek bir yapay zekâ etiği ve
hizalanma dersini; Gonzalez vd.’nin (2026) tamamlayıcılık çerçevesinde
vurgulanan rol paylaşımı ve güven kalibrasyonu kavramlarını işleyen bir
insan-yapay zekâ işbirliği dersini kapsayabilir. Bunlara ek olarak, Ugliotti
vd.’nin (2026) incelediği direnç eğitimi yazınında öne çıkan simülasyon temelli
öğrenme yaklaşımı, öğrencilerin sistem çöküşü senaryolarında karar alma
becerisini geliştirecek bir kriz simülasyonu bileşeninin çekirdek müfredata
dâhil edilmesini olası kılmaktadır. Bu çerçevede önerilebilecek derslerin ortak
paydası, belirli bir teknik içeriği ezberletmekten çok, öğrencinin değişen
sistemleri okuyabilme, sorgulayabilme ve belirsizlik altında karar alabilme
kapasitesini geliştirmektir; ancak bu içeriklerin somut ders programlarına
nasıl dönüşeceği, kurumların ve düzenleyici kurulların alacağı kararlara bağlı
kalacaktır.
4.4. Kampüs
Birimlerinin Olası Dönüşümü
OECD’nin
(2019) kritik altyapı yönetişimine ilişkin bulguları, varlık koruma odaklı
yaklaşımdan sistem direnci odaklı yaklaşıma geçişin, fiziksel mekânların da bu
mantığa göre yeniden tasarlanmasını gerektirdiğine işaret etmektedir. Ugliotti
vd.’nin (2026) sistematik incelemesi, bu geçişin eğitim boyutunda sınıf içi
eğitimden sürükleyici ve simülasyon temelli öğrenme ortamlarına doğru
gerçekleştiğini somut biçimde göstermektedir; bu bulgu, kampüslerde kriz
simülasyon laboratuvarlarının, salt sembolik değil, yazınla doğrudan
desteklenen bir kurumsal birim olarak öne çıkabileceğini düşündürmektedir.
Benzer biçimde, Gonzalez vd.’nin (2026) insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı
çerçevesinde vurgulanan rol paylaşımı ve güven kalibrasyonu ilkeleri,
kampüslerde insan-makine ortak karar süreçlerinin sınandığı stüdyo tipi
birimlerin işlevsel bir karşılık bulabileceğine işaret etmektedir. UNESCO’nun
(2021) insan gözetimi ilkesi ise yapay zekâ sistemlerinin ürettiği içeriğin
doğrulanabilirliğini test edecek birimlerin, kampüs mimarisinde ayrı bir işlev
olarak konumlanmasını olası kılmaktadır. Bu üç eğilim bir arada
değerlendirildiğinde, geleneksel fakülte binalarının yerini, disiplinler arası
kümelenmeye imkân tanıyan ve doğrudan yazınla ilişkilendirilebilecek işlevsel
birimlerin alması beklenebilir; ancak bu dönüşümün hızı ve kapsamı, kurumların
yatırım kapasitesine ve teknolojik erişilebilirliğe bağlı olarak ülkeden ülkeye
önemli ölçüde farklılaşabilecektir.
Tablo
1’de, yukarıda tartışılan eğilimlerden hareketle, geleneksel yükseköğretim
modeli ile yazının işaret ettiği olası yeni nesil modelin temel boyutları
karşılaştırmalı olarak özetlenmektedir. Tablonun, ampirik olarak doğrulanmış
bir sınıflandırmadan çok, çalışmanın kavramsal tartışmasının bir özeti
niteliğinde olduğu belirtilmelidir.
Tablo
1. Geleneksel ve Yeni Nesil Yükseköğretim
Modelinin Karşılaştırılması
|
Boyut |
Geleneksel
Model |
Yazının
İşaret Ettiği Olası Model |
|
Eğitim
süresi |
Dört
yıllık kesintisiz lisans eğitimi |
Kısa
süreli çekirdek evre ve ömür boyu modüler sertifikasyon (Kato vd., 2020;
OECD, 2021) |
|
Uzmanlık
odağı |
Sabit
disiplin sınırları içinde meslek eğitimi |
Sistem
tasarımı, hizalanma ve insan-makine ortak kararına dayalı disiplinler arası
uzmanlık (Gonzalez vd., 2026; UNESCO, 2021) |
|
Müfredat
mantığı |
İçerik
aktarımı ve ezber |
Sistem
dinamikleri, etik muhakeme ve kriz senaryolarına dayalı yetkinlik geliştirme
(Meadows, 2008; Ugliotti vd., 2026) |
|
Fiziksel
mekân |
İzole
fakülte binaları |
Simülasyon
ve insan-makine işbirliği odaklı disiplinler arası kümeler (OECD, 2019;
Ugliotti vd., 2026) |
5. Sonuç
Bu
çalışma, yapay zekâ ve otonom sistemlerin yürütme kapasitesindeki artışın,
yükseköğretimin kurumsal mimarisi üzerindeki olası etkilerini görev tabanlı
otomasyon, yapay zekâ etiği, insan-yapay zekâ tamamlayıcılığı, sistem
düşüncesi, yığınlanabilir kimlik belgeleri ve kritik altyapı direnci eğitimi
yazınlarından hareketle kavramsal düzeyde tartışmıştır. Bulgular, dört eksende
de benzer bir örüntüye işaret etmektedir: yeni uzmanlık alanları, eğitim
süresinin modülerleşmesi, çekirdek müfredatın sistem odaklı yetkinliklere
yönelmesi ve kampüs mekânlarının simülasyon ile insan-makine işbirliğine dayalı
birimlere doğru dönüşmesi, mevcut yazının işaret ettiği olası ancak henüz
doğrulanmamış eğilimlerdir.
Çalışmanın
temel çıkarımı, bu dört eğilimin ortak paydasının, öğrenciye belirli bir
mesleki içerik aktarmaktan çok, değişen ve birbirine bağlı sistemleri
okuyabilme, yapay zekâ ile ortak karar alabilme ve sistem çöküşü durumlarında
dayanıklılık gösterebilme kapasitesi kazandırmak olduğudur. Bununla birlikte,
bu çıkarımın doğrudan bir kurumsal reçeteye dönüştürülmesi temkinli bir
yaklaşım gerektirmektedir. Alexander’ın (2020) vurguladığı gibi yükseköğretimin
geleceği, teknolojik kapasiteden çok, kurumsal, mali ve politik tercihlerin
bileşkesiyle şekillenecektir; bu nedenle çalışmada tartışılan eğilimler,
kaçınılmaz bir gelecek değil, mevcut yazının işaret ettiği olası bir senaryo
kümesi olarak okunmalıdır.
Çalışmanın
en belirgin sınırlılığı, kavramsal bir derleme niteliği taşıması ve doğrudan
ampirik veriye dayanmamasıdır. Bu nedenle, burada tartışılan çekirdek müfredat
önerilerinin öğrenme çıktıları üzerindeki etkisi, yığınlanabilir sertifikasyon
modelinin istihdam sonuçlarıyla ilişkisi ve yeni kampüs birimlerinin
maliyet-etkinliği gibi konular, ileride yürütülecek karşılaştırmalı ve pilot
uygulama temelli araştırmaların konusu olmayı beklemektedir. Yine de, dört
farklı yazın kümesini bir araya getiren bu kavramsal çerçevenin, yükseköğretim
politikası yapıcıları ve kurum yöneticileri için, yapay zekâ çağında kurumsal
önceliklerin belirlenmesine yönelik bir tartışma zemini sunabileceği
değerlendirilmektedir.
Kaynakça
Acemoglu, D., & Autor, D. (2011). Skills, tasks and technologies: Implications for employment and earnings. In O. Ashenfelter & D. Card (Eds.), Handbook of Labor Economics (Vol. 4, pp. 1043-1171). Elsevier.
Acemoglu, D., & Restrepo, P. (2018). Artificial intelligence, automation and work (NBER Working Paper No. 24196). National Bureau of Economic Research.
Acemoglu, D., & Restrepo, P. (2019). Automation and new tasks: How technology displaces and reinstates labor. Journal of Economic Perspectives, 33(2), 3-30.
Alexander, B. (2020). Academia next: The futures of higher education. Johns Hopkins University Press.
Gonzalez, C., Donahue, K., Goldstein, D. G., Heidari, H., Jalali, M. S., Schelble, B., Singh, A., & Woolley, A. W. (2026). Toward a science of human-AI teaming for decision making: A complementarity framework. PNAS Nexus, 5(3), pgag030. https://doi.org/10.1093/pnasnexus/pgag030
Kato, S., Galan-Muros, V., & Weko, T. (2020). The emergence of alternative credentials (OECD Education Working Paper No. 216). OECD Publishing.
Meadows, D. H. (2008). Thinking in systems: A primer. Chelsea Green Publishing.
OECD. (2019). Good governance for critical infrastructure resilience (OECD Reviews of Risk Management Policies). OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/02f0e5a0-en
OECD. (2021). Micro-credential innovations in higher education: Who, what and why? (OECD Education Policy Perspectives No. 39). OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/f14ef041-en
OECD. (2023). Micro-credentials for lifelong learning and employability. OECD Publishing.
OECD. (2026). Digital education outlook 2026. OECD Publishing.
Ugliotti, F. M., Zucco, M., & Daud, M. (2026). Rethinking education on critical infrastructure resilience and risk management: Insights from a systematic review. Sustainability, 18(6), 3067. https://doi.org/10.3390/su18063067
UNESCO. (2021). Recommendation on the ethics of artificial intelligence. UNESCO Publishing.
World Economic Forum. (2025). The future of jobs report 2025. World Economic Forum.
Bu yazıya nasıl atıf yapılır
Atıf oluşturucu: ZoteroBib · Citation Machine